10 C
Osmaniye
2 Mart 2021
Dünya

Demir Özlü’nün 1984’te Behçet Aysan’a yazdığı mektup: “Türk edebiyatının en büyük problemi dünya akımlarıyla karşılaşmak ve hesaplaşmak“

, Demir Özlü’nün 1984’te Behçet Aysan’a yazdığı mektup: “Türk edebiyatının en büyük problemi dünya akımlarıyla karşılaşmak ve hesaplaşmak“, Osmaniye Haber - Osmaniye Haberleri - osmaniyemhaber.com, Osmaniye Haber - Osmaniye Haberleri - osmaniyemhaber.com

“Güzel mektubuzu ve şiir kitabınız ‘Sesler ve Küller’i aldım. Doğrusu genç şairlerin oldukça uzak mesafede olan beni unutmaması, sizin şeklinde başkalarının da hatırlaması bana büyük bir mutluluk sunmaktadır.”

13 Şubat Cumartesi günü yaşamını kaybeden ve yasaklı olduğu ülkesine uzunca bir süre dönemeyen yazar Demir Özlü, 1993 Madımak Katliamı’nda öldürülen ozan Behçet Aysan’a yazdığı mektuba bu cümlelerle başlıyor.

22 Aralık 1984 tarihinde kaleme almış olduğu mektubunda Özlü, Aysan’a aynı yıl Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü kazandıran ‘Sesler ve Küller’* kitabı üstüne değerlendirmelerde bulunuyor.

Aysan’a “Kardeşim” diye seslendiği mektubunda Özlü, Sesler ve Küller’deki şiirleri sevmiş olarak okuduğunu ve şiirleri başarılı bulduğunu söylüyor.

Özlü, “Artistik, duygulu ve kapalı” şeklinde benzetmeler yapmış olduğu Aysan’ın şiirleri için, “Fazlaca expressionist/ anlatımcı olmadığı için de üstünde çokça şeyler söyleyemiyorum, yazamıyorum. Fakat ilk elde, şiirinizin tüm folklorik ögelerden arınmasını temenni ederim -benim fikrim sorulursa” ifadelerini kullanıyor.

Stockholm’den İstanbul’a uzanan dostluk

Türk edebiyatına büyük katkıları olan Özlü ve Aysan bugün hayatta değil.

1979’da Stockholm’e yerleşen ve 12 Eylül Darbesi sonrasında da vatandaşlıktan çıkarılan Özlü ülkesine sadece 1989’da dönebildi.

12 Mart’tan sonrasında tutuklanan Aysan da tahsil görmüş olduğu tıp fakültesine ara vermek zorunda kaldı, cezaevinde yattı. Aysan, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal şenlikleri bazında gittiği Sivas’ta Madımak Oteli’nde 32 aydın ve sanatçı ile beraber yakılarak öldürüldü.

Dramaturg, ozan ve yazar Eren Aysan, ölümü sonrasında Özlü’nün, babası Behçet Aysan’a yazdığı bir mektubu BBC Türkçe ile paylaştı.

Özlü ile yalnızca bir kere Stockholm’de görüştüğünü söyleyen Eren Aysan, bu buluşmasında Özlü’nün İstanbul’dan, ölen dostlarından, babasından ve 1995 senesinde PKK’nın bombalı saldırısında yaşamını kaybeden ozan ve yazar Onat Kutlar’dan söz açtığını konu alıyor:

“Görüşmemizde babamla Stockholm’deki buluşmasından da söz etmişti. 80’li yılların ortalarında babam ve tabip arkadaşları NÜSHED’i (Nükleer Muharebeye Karşı Hekimler Derneği) kurmuş ve bu nedenle yargılanmışlardı. Bu hukuk garabetinden kısa bir süre sonrasında da derneğin internasyonal kongresi için Stockholm’e gitmişlerdi. Demir Bey siyasal yasaklıydı o dönem.”

‘Bir belge, bir duygu tohumu, bir iz’

90’lı yılların başlangıcında Özlü’nün yasağının kalkmasıyla beraber ikilinin İstanbul’da da bir araya gelerek söyleyen Eren Aysan, babası ile Özlü’nün dostlukları süresince aralıklarla da yazıştıklarından bahsediyor.

Eren Aysan’da mevcut olan Özlü imzalı mektupların ilki 9 Aralık 1983 tarihindeki; sonuncusu ise 11 Şubat 1991.

İlk mektubunda Aysan’a “Pek sayın ve sevgili kardeşim Behçet Aysan” diye hitap eden Özlü’nün bu hitabı daha sonrasında “Sevgili Behçet”e evriliyor.

Özlü’nün ölümüyle “içini garip bir duygunun sardığını” söyleyen Eren Aysan, bahsi geçen mektubu yayımlamak istemesinin sebebini şu sözlerle açıklıyor:

“Sanki ardında bir belge, bir duygu tohumu, bir iz bırakmıştı bu mektuplarla. Bir süre düşündükten sonrasında en azından şimdilik bir mektubun yayımlanması gerektiğine inandım.”

‘Bir şehrin şairi olun’

Mektupta Özlü, Aysan’a şu sözleri yöneltiyor:

“Nasihat değil, temenni, arzu: bir şehrin şairi olun: Ankara’nın ya da İstanbul’un. O şehrin tüm mistiğini yansıtmaya çalışın. ‘Beyaz Geceler’in en olumladığım anlayış bulunduğunu buraya kaydetmek isterim.”

‘Türk yazını kendi üzerine kapalı bir yazındır’

Bu kişisel değerlendirmelerin arkasından ise Özlü, mektubunda Türk edebiyatına evrensel çapta karşılaştırmalar yapmış olup bazı eleştiriler getiriyor:

“İstanbul ve Ankara’daki yazınsal iktidar ne yazık ki bir şey ifade etmemektedir. Oradan görüldüğü şeklinde değildir. Türk yazını -ne yazık ki- fazlasıyla kendi üstüne kapalı bir yazındır. ‘Anadolu Beylikleri'”

Kendisinin yazınsal iktidarda yer almak istemediğini, kendi isteğinin haricinde yer alması halinde ise iktidar alanının oldukça demokratik, kozmopolit ve birazcık kargaşacı olacağını söyleyen Özlü mektuba şöyleki sürüyor:

“Ben genç kuşağın şiiriyle ilgilendim. Yeni, taze, dinamik bir şiirin gelerek de, genel sözcüklerle bir iki kere yazdım. Fakat sizleri o denli büyük güçlükler beklemekte ki…”

Bu güçlüklere değinen Özlü, o günlerde dünyada 70 yaş çevresinde büyük bir şairler kuşağının yer aldığını, Polonyalı, Macar, Çek, Meksikalı ya da başka uluslardan bu şairlerin gençliklerinde sürrealizme ilgi duyduklarının altını çiziyor.

Daha genç şairleri daha azca tanıdığını fakat tanımış olduğu kadarıyla da bu şairlerin dünya görüşü olarak Heiddeger felsefesiyle, Nietsche felsefesiyle, düşünsel ya da güzel duyu sistemlerle, Adorno ve futürizm ile hesaplaştığını söyleyen Özlü şu satırları yazıyor:

” Türkiye’deki genç ozan nelerle hesaplaşıyor: içinde yaşamını devam ettirdiği ortamla, toplumla, buna eklenen bazı şeyler var sonrasında: duygular -duygusal derinlik-, deyiş ustalığı, şiir geleneğinin verdiği deyiş öğeleri.”

‘Orada sosyolojik romanla, mevcut şiirin sürmesini istiyorlar’

Bu hesaplaşmanın şiir ortamı ve genç şairler kuşağı için kafi olmadığı görüşünü savunan Özlü, “Onların ters ya da doğru hesaplaşacağı düşünsel ya da güzel duyu sistemler gereklidir. Nazım, fütürizmde mühim seviyede, Yahya Kemal de Moreas’ın getirmiş olduğu estetikle, boğuşmuş ve yoğrulmuştur” diye yazıyor.

Acayip akımı için ise “Daha sonrasında Türkiye’den sınırdışı edilen büyük entelektüel Erol Cenup, Fransız şiirinin -sürrealizm sonrası- tüm verilerini, onların faydalanmasına sunmuştur” diyen Özlü şu ifadelerle mektubuna sürüyor:

“Biz 1950’lerde, bir iki şahıs, sürrealizmin ve egzistansiyalizmin hesaplaşmasına girişmek istedik. Beğenmediler. Rahatları firar etti. Edebiyat ortamını tekrardan dışarıya kapattılar. Orada sosyolojik romanla ve mevcut geleneğin sürmesi olan bir şiirle yetinmek istiyorlar. Tüm bunlara kapalı kafaların, 1844 El Yazıları’nı vs. anlayabileceğini sanmam ben.”

Netice olaraksa bu satırlardan hareketle Özlü, Türk edebiyatının en büyük probleminin, “dünya akımlarıyla karşılaşmak ve hesaplaşmak” bulunduğunu söylüyor.

‘Ne acı ki, o ozan bir ortaçağ yangınında öldürüldü’

Mektubun BBC Türkçe aracılığıyla yayımlanmasına müsaade eden Özlü ailesine teşekkür eden Eren Aysan, mektuplarda Özlü’nün Aysan’a karşı takındığı tavra ilişkin ise şunları söylüyor:

“Bir yazarın, kendinden yaşça fazlaca minik fakat olgunlaşma sürecine girmiş bir şaire, yönlendirici yaklaşımının ne büyük kıymette bulunduğunun ayrımına bir kere daha vardım. Ne acı ki o ozan daha sonrasında bir ortaçağ yangınında öldürüldü.”

* Behçet Aysan, 1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü “Ateşi Çalmak İçin” adlı dosyasıyla kazan ve bu dosya daha sonrasında “Sesler ve Küller” adıyla kitaplaş. Kitap ek olarak 1986 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’ne ve 1987 Abdi İpekçi Sulh ve Dostluk Ödülü’ne de layık görüldü.

, Demir Özlü’nün 1984’te Behçet Aysan’a yazdığı mektup: “Türk edebiyatının en büyük problemi dünya akımlarıyla karşılaşmak ve hesaplaşmak“, Osmaniye Haber - Osmaniye Haberleri - osmaniyemhaber.com, Osmaniye Haber - Osmaniye Haberleri - osmaniyemhaber.com

İlgili Mesajlar

Trump’ın görevden alınması: Başkan, zamanı ikinci suçlamanın arkasından Senato davasıyla karşı karşıya

haberadmin

Prens Harry-Meghan Markle çifti İngiltere Kraliyet Ailesi’ndeki görevlerine geri dönmeyecek

haberadmin

Olduğu gibi: İngiltere koronavirüs testi hükümet hedefinin altında

haberadmin

Yorum Yap